Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-2,32
BIST 97.098
%-0,06
Dolar 5,7157
%-0,12
Euro 6,4377
%-0,32
Altın 259,56
REKLAM

Ahmet Türk’ten 23 Haziran ve çözüm süreci yorumu

193 defa okundu , , kategorisinde, 25 May 2019 - 23:13 tarihinde yayınlandı
Ahmet Türk’ten 23 Haziran ve çözüm süreci yorumu

Kürt siyasetinin duayen ismi Ahmet Türk, İmralı’da Öcalan ile yeniden görüşmenin önünün açılmasını önemli bir adım olarak değerlendirdi. Türk, ancak bunun ‘çözüm sürecine yeniden mi dönülüyor’ demek için çok erken olduğuna dikkat çekti. “CHP ile ittifak yok, demokratik gelecek için uyarı yapıyoruz” diyen Kürt siyasetçi, Ekrem İmamoğlu’nun kararlı duruşuna toplumun değer biçtiğini belirtti.

Gazeteci Burhan Ekinci’nin Ahmet Türk ile yaptığı röportaj Alman WDR siteside yayımlandı. O röportaj şöyle:

Sayın Türk, Öcalan ile avukatları ise sekiz yıldır görüşmüyordu ama 2 Mayısta kapı yeniden açıldı ve avukatları bu ay ikinci görüşmeyi de yaptı. Adalet Bakanı da açıkladı, öyle anlaşılıyor ki, Öcalan üzerindeki tecrit kaldırıldı. Siz bu yeni gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu tecridin hukuksuz olduğunu hep dile getirdik. Her mahkumun, tutuklunun avukatıyla akrabalarıyla görüşme hakkı var. Bir kişinin tek başına hücrede olması, bazı müeyyidelerin konulması aklın almayacağı bir şey. Tek başına kalan bir insan nasıl orada suç işleyebilir? Bu tamamen siyasi bir karar. Bu kararın da toplumda büyük rahatsızlık yarattığını gördük. Bugün binlerce insanın açlık grevinde olması, ölüm orucuna dönüştürülmesi, Türkiye’yi bir kaosa sürükleyecek konumda. Açlık grevleri, birçok insanda gerçekten kalıcı izleri bırakacak bir noktada. Üç, beş gün daha sürseydi belki cenazeler çıkardı, ölümler yaşanırdı. Bu hukuksuzluğa son verilmesi önemli. Artık inkarla, şiddetle, bastırma politikalarıyla sorunun çözülmeyeceğinin görülmesi gerekiyor. Ancak diyalogla, demokratik bir sürecin başlamasıyla, hak, adalet, eşitlik ve özgürlük anlayışıyla meseleye yaklaştığımızda sorunları çözebiliriz ve Türkiye’yi bu gerginlikten kurtarabiliriz. Ama yürütülen ötekileştirme siyaseti adeta toplumu karşı karşıya getirecek bir noktaya getirildi. Bu bir adımdır. Ümit ediyorum ki, bu adım sadece bir siyasi gelecekle veya İstanbul seçimleriyle ilgili atılmış bir adım olmasın. Kucaklayıcı, demokratik bir sistemin yeniden işlev görmesi konusunda bir adım olarak görülmesi ve gelişmesi gerekiyor. Eğer bu mantıkla hareket edilmezse, hak ve özgürlükleri içselleştirecek bir anlayışla buna yaklaşılmazsa, sonuçta bugün bir görüşme yapar, yarın aynı şekilde bir süreci başlatırlar, böyle bir anlayışın kimseye bir şeyin kazandırmayacağını biliyoruz. Ama hep umut ettik: Ortak akılla sorunların çözümü, demokratik bir gelecek için ortak projeler üretmek, Kürt sorununu demokratik yöntem ve siyasetle çözülmesi konusunda adımların atılması…

Bütün bu olumsuzluklara rağmen halkımız barış konusunda çok ısrarlı. Bizim istediğimiz demokratik bir sürecin yeniden başlaması, sorunların ortak akılla çözümü konusunda adımların atılmasıdır. Bu tecridin kaldırılması veya bu görüşmelerin bundan sonra sağlıklı bir şekilde devam etmesi, ortaya çıkacak ortak aklın toplumu bütün bu sıkıntılardan kurtaracak bir noktaya taşımasıdır.

İmralı görüşmeleriyle yeniden bir çözüm sürecine dönüleceğiyle ilgili tartışmalar var. Sizce de böyle mi?

Bu aşamada bunu söylemek çok erken. Siz demokrasiyi hak ve özgürlükleri içselleştiremezseniz sorunları çözemezsiniz. Yaklaşım biçimi önemlidir. Yoksa geçici tedbirler zaman zaman sıkıntılardan sonra bazı adımların atılması sorunu kökten çözmez. Bu nedenle, bu atılan adımların sorunun çözümüne katkı sunacak bir noktada ve bir anlayışla ele alınması gerekiyor. Biz barışı, demokrasiyi, ortak demokratik gelecekte halklarımızın buluşmasını hep istedik. Bizim özlemimiz bu. Ama gerçekten büyük kırılmalar yaşandı, bir güvensizlik var. Bu güvensizliğin somut bazı projelerle ortadan kaldırılması konusunda adımların atılması gerekiyor. Ortada somut proje olmadan çok fazla umutlu olmanın da bir anlamı yok, diye düşünüyorum.

Somut projeye bir örnek verebilir misiniz? Ne yapılmalı?

Türkiye çok farklı kimliklerin kültürlerin dinlerin inançların birlikle yaşadığı bir ülke. Öyle bir Anayasa yapacaksınız ki, bütün bu kimlikleri, farklılıkları anlayışları kucaklayacak. Demokratik bir Anayasa ve demokratik sürecin başlaması lazım… Kürtler her zaman şunu istemiştir: Adil eşit bir yönetim, demokratik bir gelecek, halkların ortak demokratik değerler etrafında buluşması… Bizim Türkiye halkıyla, Türk halkıyla, farklı halklarla bir düşmanlığımız yok, devletin politikasına karşıyız. Bizim özlemimiz, bütün halkların özgürce kardeşçe bir coğrafyada yaşamasıdır. Bu da Türkiye’yi güçlendirir.

Her şeyin başında bir demokratik Anayasa ama kucaklayıcı olması lazım. Farklılıkları zenginlik gören bir mantığın, anlayışın gelişmesi lazım. Kürtleri potansiyel tehlike olarak görmekten vazgeçilmesi lazım. Kürtler, Türkiye ve Türkiye halkları için potansiyel bir tehlike değil. Türkiye’nin demokrasisine ve gelişmesine katkı sunacak bir halktır. Elbette bunun Anayasal güvenceye kavuşturulması kaçınılmazdır.

Yeni bir Anayasa çalışmasıyla, toplumdaki güvensizlik giderilmiş olacak mı?

Ötekileştiren, gerginleştiren, inkar edilen, yok sayılan bir anlayışı artık gündemimizden çıkarmamız gerekiyor. Bir taraftan ‘Kürt kardeşim’ diyor, ama bu Kürt kardeşinin hiçbir hakkı hukuku konusunda bir adım atılmıyor. Nasıl böyle bir kardeşlik oluşabilir veyahut böyle nasıl bir güven sağlanabilir?

Sayın Türk, ömrünüz Kürt meselesiyle geçti ve birçok iktidara tanıklık ettiniz. Mevcut AKP politikasıyla sizce bu mesele çözülebilir mi? Bu politikayla, Türkiye barışını yaşayabilir mi?

Genel olarak bir inkar siyaseti var. Uzun süredir siyasetin içindeyim. Gerçekten bir ortak akılla bu sorunların çözümü konusunda ciddi bir yaklaşım ortaya çıkmadı. 1973 yılında parlamentoya girdim, bugün 2019 yılındayız. Gerçekten bir diyalog oluşturarak, oturup tartışarak, toplumsal barışı nasıl sağlarız diye ciddi bir çalışmanın hiçbir dönemde yapılmadığını biliyoruz.

Bu dönem de diğer dönemlerden farklı değil. Ama bu dönemde farklı bir şey var. Tüm kurumların kontrol altına alındığı bir dönemi yaşıyoruz. Belki de en önemlisi bu yoksa mantık olarak çok farklı değil. Ama Türkiye’de vicdan sahibi demokrat, bu meselenin böyle gitmeyeceğini bilen insanlar var, toplum yavaş yavaş değişim ve dönüşüm konusunda bir refleks gösteriyor. Bu önemlidir.

CHP ile Kürtlerin ilişkisi sizin de yakından bildiğiniz gibi 1970’ler – ki siz o dönem Demokrat Parti’den Mardin milletvekili seçilip CHP’ye katılmıştınız – CHP’si ve 1987 genel seçimlerinde CHP mirası üzerine oturan SHP dönemi dışında malum hiç iyi olmadı. Türkiye’nin mevcut siyasi atmosferi CHP’nin Kürtlere açılımı için bir fırsat sunmuyor mu?

CHP’nin bu güne kadar çok doğru bir sınav vermediğini söyleyebilirim. Bir sınavdan geçmedi. Gerçekten bir sosyal demokrat parti olmaktan hep uzak durdu. İdeolojik olarak toplumu kucaklayacak sosyal demokrat bir anlayışın içinde olmadı. Eleştireceğimiz çok noktaları var. Hep kırmızı çizgiler gündemde… Bu kırmızı çizgilerden artık insanlar bıktı. AKP’de ne kadar kırmızı çizgiler varsa, CHP’de de buna benzer kendilerine göre kırmızı çizgileri var. Bu kırmızı çizgiler demokrasinin kalıcı olmaması için ve yahut demokratik gelişmenin önünü kesecek çizgiler olarak önümüze çıkıyor. Bu ortadayken, farklı bir şey söylemeye gerek yok.

CHP ile Kürtlerin ilişkisi çok tartışılan bir konu. HDP seçmeni sizce 31 Mart seçimlerindeki tavrını, İstanbul’da 23 Haziran’da da devam ettirir mi?

Biz demokrasiye oy veriyoruz. Anti demokratik uygulamaları frenlemek için tavrımızı ortaya koyuyoruz. Bizim amacımız demokrasidir, mesele CHP’ye oy vermek değil. Anti demokratik, gerçekten haksız uygulamalara karşı bir tepki olarak oy veriyoruz. Demokratlar, mazlumların, haksızlığa uğrayanların yanında olmak zorunda. Eğer burada bir hukuksuzluk, anti demokratik bir işleyiş varsa, veyahut süreçle ilgili değişimlerin, gelişmelerin, dönüşümlerin önünde bir engel varsa, demokratların görevi bunu frenlemek, bunun önüne set çekmektir. Bizim anlayışımız bu. Biz CHP’yi değil, demokrasiyi destekliyoruz. Demokratik bir sürecin gelişmesi için adeta uyarı görevimizi yapıyoruz.

Siz aynı zamanda Türkiye siyasetinin duayen isminizi. Birçok lidere, siyasetçiye tanıklık ettiniz. Ekrem İmamoğlu’nun siyasi performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özel olarak sabırlı, kararlı ve gerçekten hukukunu korumak için mücadele eden bir performans gösteriyor. Bu da bütün toplum tarafından değer biçilen bir tavır olarak önümüze çıkıyor.

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz